Yüzyıllardır insanlarla uyum içinde yaşayarak doğal düzenlerini değiştiren hayvanlar değil midir? Onlar bu denli irade sahibiyken biz insanlar neden onları ilk fırsatta yok etmeye, onlara ihanet etmeye kendimizi bu denli adamışızdır? Mesela, sokakta tasmasız bir köpek görünce neden ilk tepkimiz hayvanı korkutarak uzaklaştırmak ve hatta mümkünse onu yok etmek olur?
Sebebi, kendimize verdiğimiz değer kadar, başka canlılara ve de topluma karşı bir sorumluluğumuz olduğunu unutmamızdır. Yalnızca onların da yaşam hakları olduğunu bilmeniz dahi toplum açısından olumlu bir gelişme demektir.
Kitle iletişim araçlarından sayesinde gün geçtikçe hayvanlar hakkında daha da bilinçleniyor ve dolayısıyla daha da duyarlı hale geliyoruz. Özellikle son yıllarda birçok medya kuruluşunun sosyal sorumluluk projeleri arasına kattığı hayvan haklarını savunma davası, onları korumak adına ciddi adımlar atmamıza yardımcı oluyor. Ayrıca hayvanseverlerin desteğiyle ayakta duran hayvan koruma derneklerin çabasını da yadsımamak gerekir.
Türkiye’nin ilk engelli hayvan barınağı Adana’da
Misal geçen ay Türkiye’de bir ilk gerçekleşerek, Adana’da görme ve yürüme engelli hayvanlar için özel bir bakımevi kuruldu. İşkence sonucu psikolojisi bozulan hayvanların da olduğu merkezin tüm ihtiyaçlarını yerel yönetim karşılamakta.
Eskiye kıyasla ülkemizde olumlu gelişmeler kaydedilse de, yine de önümüzde aşılacak çok engel olduğu aşikar. Dünyada da durum pek de farklı değil aslında. Örneğin Zürih'te devlet, mahkemelerde hayvanları temsil etmeleri için avukat atarken İsviçre'de halk aynı uygulamayı yürürlüğe koymayı reddediyor. PETA adıyla bilinen ultra-aktivist grup bir yandan hayvanların yiyecek, giyecek, deney ve eğlence amaçlı öldürülmemeleri çağrısında bulunurken bir yandan da barınaklarda “atıl” kabul edilen hayvanlara ötenazi yaparak yaşam haklarını ellerinden alıyor.
Dünya çapında bu konuda bir kavram karmaşası yaşanırken, Türkiye’de de kafaların karışması gayet normal. Halbuki tam gelişmiş ülke düzeyine erişmek için çözüm çok basit: Her canlının yaşam hakkına saygı duymak, onları korumak ve buna uymayanları da adilce cezalandırmak.Atatürk’ün hayvan sevgisi
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyeti kurarken ilkelerinin yanı sıra insanlığı ve hayvan sevgisiyle de Türk milletine liderlik etmişti. Yaşamı boyunca sokak hayvanlarının sahiplenilmesi için çırpınan Atatürk’ün hayvan sevgisi öyle büyüktü ki; 1. Dünya Savaşı ‘nda Alp adındaki köpeğini cephede dahi yanından ayırmadı, Kurtuluş Savaşı’nda ele geçirilen Yunan komutanının Alber adlı köpeğini sahiplendi ve hatta Sakarya adındaki atı ile köpeği Fox’a da çok değer verirdi. Aslen sokak köpeği olan Fox en önemli toplantılarında bile Atatürk’ü yalnız bırakmaz, Paşa odasına çekildiğinde o da ayakucunda kendisine özel dikilen minderde yatardı. Kayıtlara göre Fox’un ölümüyle Atatürk adeta yıkılır, aklına geldikçe gözleri dolardı.
Atatürk’ün bu mirasına sadık kalmamızın yanı sıra, öğretilerini gelecek nesillere aktarmak için elimizden geleni yapmalıyız. Çünkü meselenin özüne inersek, hayvanları sevmeyen ve onlara işkenceyle ve ölümü layık gören kişilerin oluşturduğu bir toplum, ahlaki açıdan çökmeye de mahkûm olur.
Onları ailenizin bir ferdi yapın
Peki, çocuklarınıza hayvan sevgisini nasıl aşılayabilirsiniz? En bilindik yol, evde hayvan beslemektir. Şüphesiz çok fedakarlık gerektiren bir iştir ancak öte yandan çocuklarınıza sorumluluk ve merhamet duygularını kazandırmanın en kısa yoludur. Eğer eviniz hayvan beslemek için müsait değilse çocuklarınızı düzenli olarak barınaklara ve bakımevlerine götürebilir, onlara hayvan sevgisini böylece aşılamış olursunuz. Şayet fobiniz varsa, çocuklarınıza korktuğunuzu belli etmeden onlara hayvanlarla ilgili programlar, belgeseller izletmek ve hayvan sevgisini konu alan kitaplar okutmak en basit çözümlerdir. Bilindiği üzere korku sonradan edinilen bir duygudur; yani çocuklarınızın da sizin gibi korkuyla yaşamasına engel olabilir hatta günün birinde siz de korkularınızı yenerek bir hayvan edinebilirsiniz.
Evinizde hayvan besleme konusunda çocuklarınıza öğretmeniz gereken tek bir şey var: o da hayvanların oyuncak değil birer canlı olduğunu asla unutmamaları. Sıkıldıklarında sokağa atamayacaklarını, onların da insanlardan farksız olarak temel ihtiyaçlarının karşılanması gerektiğini anlatmanız gerekir.Çocuğunuzu ruhsal anlamda sağlıklı bir birey olarak topluma kazandırmak istiyorsanız, onlara en başta hayvanları sevmeyi öğretin. Sebebi ne olursa olsun hayvanlara eziyet edip öldürenler, merhamet duygusundan yoksun oldukları için insanları da sevemezler. Bunun da faturası tümüyle topluma kesilir.
UNESCO’nun 1978 yılında açıklanan Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin beşinci maddesine göre:
"Bir insanın desteğine ihtiyaç duyan her hayvan uygun beslenme ve bakımı görme hakkına sahiptir.
Hiçbir koşul atında terk edilemez veya adil olmayan bir şekilde öldürülemezler."
Yeni neslin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı sevgiyle kutlar, hayvan sevgisiyle dopdolu bir ömür geçirmelerini ümit ederim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder