Bir eşşek ya da bir at olduğunuzu hayal edin. Hergün saatlerce yük çektiğinizi düşünün. Kimse size sormaz iyi misin diye. Kamçılanırsın hatta sopa yersin, dayak gündelik birşey olur. Neden? Yorulmuşsundur, dinlenmek istersin sadece. Ayağınız kırılır ağır yükten. Peki sahibiniz olacak köle tüccarı ne yapar? Yaraları sarmak yerine seni ölüme gönderir. Havalar iyiyken, yükü çekerken iyisindir. Kışın bir bakarsın işin biter, bitmelidir de ne de olsa sana bütün kış yem verecek değil ya! Ve kendini dağda, ormanda bulursun bir anda. Terk edilmişsindir. Vahşi hayvanlarla kalmışsındır bir başına. Sonunda yem olursun onlara. Zaten onlara yem olmasan bile sahibin olacak iki ayaklı mendebur seni öldürecektir ya aşırı yükten ya da sakat kaldığın için. Bugün şahit olduğum birkaç fotoğraf beni kendime getirdi adeta. Yük hayvanları sorunu belki de yüzyıllardır var memleketimizde. Sadece bizde değil başka ülkelerin de bu konuda duyarsızlığı olsa da bu konuyla ilgili demek istediğim tek bir söz var -- Eğer bu ülkenin Gelişmiş Ülke statüsüne yerleşmesini istiyorsak, yalnızca insanlarına değil, hayvanlarına da sahip çıkan duyarlı ülke olmak için canla başla çalışmalıyız. Umarım ömrüm vefa eder de bu yukarda bahsettiğim manzaraları kökünden kazıyabilirim ya da kazındığını görebilirim. Yoksa gözlerim açık gider...
5199 Hayvan Hakları Yasası Kabahatler Kanunu'ndan çıkıp TCK kapsamına bir an önce girmesi gerekmektedir. İşte ancak o zaman bu gibi trajediler sadece geçmişte kalır, biz de geçmişinden ders almasını bilen öncü bir millet olarak tarihe geçeriz belki...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder