
İlk göze çarptığında eğlenceli bir aktivite gibi gözüken yunuslarla yüzmek fikrinin altında maalesef kirli bir ticaret mantığı yatmakta. Okyanuslardan, açık denizlerden alınıp daracık, sığ havuzlara konarak adeta insanların oyuncağı haline getirilen bu hayvanların doğal ortamlarının yerine UV ışınları altında klorlu suların içerisinde stres altında yaşamalarının sonucunda doğal olarak bu hassas hayvanların ölümüne zemin hazırlanıyor.
Geçtiğimiz Şubat ayında Antalya'da art arda 4 yunusun ölümüyle dikkatleri bir anda üstüne çeken "yunus gösteri ve terapi merkezleri", nam-ı diğer yunus tutsak havuzları "dolphinarium"lar için devlet kurumları alarma geçti. Akabinde bu tesislerin işletim standartları üzerine Türk Deniz Araştırmaları Vakfı ile ilgili devlet kurum temsilcileri ve dolphinarium işletmecilerinin bir araya geldiği bu toplantıda Türkiye'de terapi amaçlı kullanılan 40 yunus için Yunus Uzman sayılarının arttırılması ve işletilmekte olan 11 dolphinarium içinse standart bir yasal yönetmeliğin acilen oluşturulması gerektiğinin altı çizildi.
4 Temmuz Dünya Tutsak Yunuslar Günü
Yalnızca Türkiye'de değil tüm dünya çapında bu anlamda bir yasal boşluk var. Tüm dünyada her 4 Temmuz'da Dünya Tutsak Yunuslar Günü hatırlansa da bu gidişata bir dur demek şöyle dursun, gözünü para bürümüş işletmeler her geçen gün ekolojik dengeyi bozuyor ve yasal yaptırımlar bunun karşısında maalesef yetersiz kalıyor.
Belgesel dalında Oscar’a layık görülen Koy/The Cove filmi, yunus katliamının halen önüne geçilemediğinin apaçık göstergesi olarak ülkemizde tam da bu hazin günde vizyona girdi. Ekibini bir grup sinemacı, eylemci ve dalgıçlardan oluşturan; bir nevi casus belgeseli olarak adlandırılan bu yapım Japon balıkçıların yunus av partisini, cıva yönünden zengin yunus eti pazarını ve milyon dolarlık yunus eğlencesi endüstrisini bütün çıplaklığıyla izleyiciye aktarıyor.
Selam.Haberturkte çıkmış blogunuz,tebrik ederim :)
YanıtlaSil